27 Nisan 2017 Perşembe

İlkyardım Eğitimi


İlk Yardımın Hedefleri 



Kazalarda İlk yardım çok önemlidir. İlk yardımda gözlenilen durum etrafında hedef belirlemek şarttır.Bir veya birden çok hedef, birbirlerini tamamlayarak amacı oluşturur. Hedefler, ilk yardımda hayat kurtaran uygulamalardır.Mesela kalbi durmuş bir kazazede konusunda belirlenecek hedef ile ağır kanaması olan bir kazazedeye konacak hedef farklıdır.




İlk yardımda öncelikli hedefler şunlardır



  •  Solunumun sağlanması,
  •  Kanamanın durdurulması,
  •  Kan dolaşımının sağlanmasıdır.

Yukarıdaki üç hedef uygulama ilk yardımın öncelikli hedefleridir. Yani ilk yardımın A.B.C.’si sayılır. Bu harfler, aynı anlama gelen İngilizce kelimelerin baş harfleridir.
Hayat kurtaran diğer ilk yardım hedefleri arasında şoka mani olma, haberleşme ve kazazedenin en yakın ve uygun sağlık kuruluşuna sevk edilmesi bu hedefleri takip eden hedeflerdir.

İlk Yardım Nasıl Yapılır, İlk yardım Teknikleri ve Uygulaması


  1. Solunum Sağlama
  2. Kanamayı Durdurma
  3. Şoka Mani Olma
  4. Yarayı Dış Etkenlerden Koruma
  5. Vücut Isısını Koruma

Solunumu Sağlama

Solunum deyince, soluk alma (inspirasyon) ve soluk verme (expirasyon) olarak düşünülmelidir Solunum, solunum sistemi organlarıyla, göğüs kafesi ve solunum kaslarının yardımıyla sürer. Diyafram kasının asıl işlevi solunum kası olmasıdır.
Kaslar, solunum kapasitesini ve göğüs kafesinin hacminin azalıp çoğalması dolayısıyla da akciğerlere havanın ulaşması sağlanır.

İnspirasyon ile alınan hava, akciğer alveollerinin içlerine kadar gider. Alveollerin dış yüzeylerindeki karboksi hemoglobin yönünden zengin kanla etkileşime girer. Havanın %21 ‘i oksijendir. Oksijen ve diğer gazlardan oluşan hava temiz kabul edilir. Alveol duvarını yapan hücreler Difüzyon ile gaz alış verişini yaparlar. Oksijen, eritrositlerin yapısında bulu­nan hemoglobin ile birleşerek oksihemoglobin meydana gelir. Bu sırada kandaki karbondioksit gazı da akciğerdeki havaya geçer. Bu fizyolojik mekanizma devam ettiği sürece anoksemi gelişmez. Solunum normal bir insan­ da dakikada 15-20 defa tekrarlanır. Solunum sayısı çocuklarda, yaşlılardan daha sıktır. Solunum, hareket, yorgunluk, sindirim ve hararetin yükselmesiyle sıklaşır.

Soluk almama haline APNE, çabuk ve zor soluk almaya DİSPNE, nöbetler halinde zor soluk almaya da ASTMA denir. Solunum merkezinin felci ile, soluk almamaya ASFİKSİ (boğulma) denir.

Solunum yetmezliği ve solunum durmasının bazı nedenleri şunlardır:

  • Solunum sistemindeki doku kaybı ve yaralanmalar,
  • Göğüs yapısının ve göğüs kaslarının fonksiyon dışı kalması, sıkışmalar,
  • Soluk yolunun tamamen tıkanması,
  • Beyindeki solunum merkezinin bazı ilaçlar, zehirler ve beyin has­talıklarıyla etkilenmesi,
  • Baş ve boyun travmaları,
  • Elektrik ve yıldırım çarpmasıdır.


Yukarıdaki sebeplerden dolayı önce hipoksemi gelişerek kan Ph.sı asidoza kayar. Sempatik veya direkt yolla dolaşım ve solunum merkezleri uyarılır. Böylece kalbin atış sayısı, kan volümü ve solunum volümü artar.

Solunumu sağlama işlemi yapılmazsa anoksemi ortaya çıkar. Doku hücrelerinde metabolizma son bulur. Sistemler fonksiyonsuz kalarak hasta ölür.

İlk yardımcı, solunum sağlamak amacıyla güç solunum yapanları ve zaman içinde solunum güçlüğü çekecek olanları YAN YATIŞ pozisyonuna alır. Bu pozisyonda soluk yolu açık kalacağından solunum normal devam eder.

Solunumu durmuş kazazedeye ise, hemen suni solunum yapılır. Böylece hipoksi ve anoksemi önlenir. Ambulansta veya ilk yardım merke­zinde oksijen verilir.

 Kanamayı Durdurma

Kanamanın nedeni ne olursa olsun, kanama nedeni ve süresi kan hac­minin azalmasına neden olarak hastada; endişe, huzursuzluk, soğuk ve nemli bir deri görünümü, renk solukluğu, vücut ısısının düşmesi ve tansiyon düşmesi gibi semptomları baş gösterir. Kanama devam ederse kan hacmi azalır. Hastada şok gibi tehlikeli patolojik durumlar gözlemlenebilir. Organizmadaki azalan kan, birçok önemli görevini yapamaz.

Kazalardan ölüm sebeplerinin başında kanamalargelmektedir. Kanamaların durdurulması, kaybedilen kanın ambulansta veya hastanede yerine konması birçok
yaralıyı hayata kavuşturur. Kısa sürede kanın %20′den fazlası kaybedilirse, hayat tehlikeye girer.

Şoka Mani Olma

Şok, birçok etkene dayalı olarak gelişir. Şokun gelişmekte olduğunu gösteren tipik belirtiler vardır. Böylece şoka mani olmak, daha şok tam gelişmeden mümkün olur.
Şoka karşı önlem alınmazsa şok derinleşir. Dönüşü olmayan şok durumuna girer. Dolaşım ve solunum yetmezliği de giderek artarak, sistemler fonksiyon dışı kalır.
Şok pozisyonuna alınan hastanın özellikle merkezi sinir sistemi kan ile yeterince beslenir. Şok belirtileri kaybolmaya başlar. Şok derinleşmez ve kontrol altına alınır. Bu konu, daha geniş olarak Şoklar bölümünde anlatılacaktır.

Yarayı Dış Etkenlerden Koruma

Yaralıları bandaj tekniğine uygun olarak sarmak, tespit etmek ve dış et­kenlerden korumak tedavi zamanını kısaltan en önemli bir uygulamadır. Herşeyden önce yaranın sekonder olarak kir­lenmesine mani olmak amacıyla hava, top­rak, elbise gibi dış etkenlerden izole edilir. Yaralanma sonucu açıkta kalan duyu sinir dantritleri, basınç ve fizik etkenler sonucu ağrı duyusunu meydana getirirler. Ağrı, fi­zyolojik direnci kırdığı gibi, şok sebeplerin­den birisi olabilir. Bilinçli hastanın yarasını
görmesine de mani olunmalıdır.

Vücut Isısını Koruma

Kazazede, normal bir insana göre daha fazla üşüme eğilimindedir. Vücut ısısını koru­mak için dışarıdan ısı uygulaması yanlıştır. Dışardan uygulanan ısı yüzeysel kılcal damarları genişleterek ısı kaybına sebebiyet verir.
Hasta veya yaralıyı sıcak tutmak, canlılık faaliyetlerini destekler. Sıcak tutmak amacıyla battaniye, palto, ceket ve diğer örtüler kullanılır.

Bazı ateşli hastalıklar ve güneş çarpmasında vücut yüksek ısıdan korunur. Böyle durumlarda da vücudun serinletilmesi fizik metodlarla sağlanır. Keza donmalar­da ise, yavaş yavaş ısıtma ile vücut ısısı ka­zandırılmaya çalışılır.

Islak çamaşırların değiştirilmesinde, gereksiz hareketlerden kaçınılmalıdır. Her gereksiz hareket yeni bir komplikasyon meydana getire­bilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder