28 Nisan 2017 Cuma

Kanserin Palyatif Tedavisi


Kanserin Palyatif Tedavisi



Kanama kanserin ve tedavisinin sık karşılaşılan bir komplikasyonudur. Tümörün kendisinden,diğer yapıları zarar vermesi sonucu kemoterapi ya da radyasyon tedavisi nedeniyle gelişen inflamasyondan veya pansitopeniden kanama gelişebi­lir. Preoperatif dönemde kanama odağının saptan­ması çok önemlidir çünkü özellikle pansitopenik hastada cerrahi çok sınırlı tutulmalıdır. Ameliyat öncesi  kanama durumlarına iyi bir tetkik ve tedavi yapılmalıdır. Tüm konservatif yöntemler, koterizasyon ve embolizasyon, de­nenmeden cerrahi uygulanmamalıdır. Cerrahi giri­şim, konservatif tedaviye rağmen süren kanamalar­da endikedir.

Palyatif Bakım Nedir?



Obstrüksiyon intraabdominal malignite süreci olan ancak rekürrens bulgusu gözlemlenmeyen hastala­rın %90′nında adhezivdir. Fakat rekürrensin kanıt­landığı hastalarda obstrüksiyonlarm çoğundan ma-lignite sorumludur. Her iki durumda da ilk başlarda dekompresyon denenmelidir. Adhezıv obstrüksi-yonlara koşut olarak malign obstrüksiv on çok nadi­ren barsak nekrozundan sorumludur. Malign obst-rüksiyonlar için sıklıkla “bypass” cerrahisi yapılır ve %25 mortaliteye sahiptir, %25 hasta ise hiçbir zaman dekomprese edilemez.

Perforasyon, immunsuprese hastada ender de olsa gelişebilmektedir. Malign olmayan perforas-yonlardaki gibi tedavi edilseler de, ostomiler daha özgür olarak uygulanır ve mortalite yüksektir.
İnflamatuvar lezyonlar, kemoterapi ya da radyote­rapi sonrası sıktır. Bu inflamatuvar lezvonlar içi boş bir organın perforasyonu veya uzamış ileus ile neti­celendiği için, yakın izlem şarttır. Yüksek doz sitara-bin ile tedavi edilen lösemik hastalarda tiflit ya da nötropenik enterokolit sıktır. Antibiyotik tedavisi ve resusitasyon ile tedavi edilir. Kemoterapi sonrası diyare sık gelişir ve semptomatik olarak tedavi edilir. Bu ataklar genelde  kendiliğinden yatışır ancak akut abdomen tablosu ile iskemik ya da infeksiyöz koliti taklit edebilir. Yine, intraabdominal patolojinin aşi­kar bulguları gözükmedikçe, tıbbi tedavi uygun­dur.

Kemoterapi


Kanser tedavisinde kemoterapi adjuvan ve neoadjuvan olarak ya da çok ilerlemiş hastalıkta önemli bir role sahiptir. Kanser hücrelerine has bi­yokimyasal yollar olmadığı için kemoterapötik ajan­lar, seçici etki gösterebilmek için kanser ve normal hücreler arasındaki niteliksel ve niceliksel farklılığı oldukça önemlidir. Bir çok tedavi ajanı ağrı durumunu yatıştırmayı da hedefler.O halde, yüksek oranda bölünen hücre içeren tümörler kemoterapiye rezistan klonların seçimi sonucudur. Tümör hücreleri kromozomal instabilite ve çok sayıda mutasyon sergiler ki bu da ilaç direncine yol açabilmektedir.

Hücreler büyüme fazı olan GO fazında kemotera­piye genel olarak duyarsızdır çünkü çoğu ajan nük-leik asidlerin üretimine karışırlar. Sonuçta, azalan kan akımı ve nutriyentlerin sınırlanmasıyla (Gom-pertzian kinetiği) daha çok tümör hücresi bu faza gi­recektir ve tüm tümör kemoterapiye daha rezistan hale gelecektir. Daha ufak ve ileri aşamadaki vasküler tü­mörler eksponensiyal kinetiklerle büyümeye eğilim­lidir ve sitotoksik ajanların etkilerine daha duyarlı­dır.

Medikal onkolojistler bu nedenle küçük tümör yükü olan hastaları maksimum tolere edilen doza kadar toksisiteleri örtüşmeyen çoğul ajanlarla teda­vi etmek isterler ve hasta tolere ettikçe dozu yavaş yavaş artırırlar.

Biyolojik Yanıt Değiştiriciler


Biyolojik yanıt değiştiriciler kansere karşı konak yanıtını değiştirirler. Farmakolojik dozlarda kullanı­lan endojen kemoterapötik ajanlardır. İnterferon, öldürücü lenfosit ve makrofajların an-titümör aktivitesini artırır. Belli bazı tümör antijen­lerinin ekspresyonunu güçlendirir ve DNA sente­zinde yer alan enzim sistemlerini değiştirir. Majör toksisiteler grip benzeri sendrom, lökopeni ve hepatik disfonksiyondur. Kabul görmüş kullanımın alanı bir tek “Tüylü hücreli” lösemidir, ancak metastatik kolorektal kanserin tedavisinde 5-fluorourasil ile kombine edilerek kullanılmış ve iyi sonuçlar bildirilmiştir.İnterlökin, antijen uyarımı sonrası T hücrelerin­den üretilen bir lenfokindir. Lenfokin öldürücü hüc­relerin üretimini uyarır. İnterlökin, renal hücreli kanserde ve melanomda etkilidir.

Adjuvan Kemoterapinin İlkeleri


Küratif rezeksiyon sonrası tümör rekürrensi, oransal bir genişlemede bir rezeksiyon yapılmasına karşın mikroskopik rezidüel hastalığın varlığına işaret eder. Adjuvan kemoterapinin yönlendirildiği hücre­ler bunlardır. Spesifik kansere yönelik etkin ajanlar olmalıdır. Ayrıca, rekürrens için risk altında olan hastalar evreleme ve prognostik faktörler tarafından belirlenebilmelidir. Adjuvan kemoterapi hemen postoperatif dönemde verilmelidir çünkü bu sırada tümör yükü küçüktür ve hücresel büyüme kinetik­leri eksponansiyeldir. Üstelik, tedavi riski düşük ol­malıdır. Adjuvan kemoterapi, nod pozitif meme kanseri, bazı nod negatif meme kanseri, osteojenik sarkom, kolon kanseri (Astler-Coller B3, Ct_3) ve rad­yoterapi ile birlikte rektum kanseri tedavisinde endikedir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder