29 Nisan 2017 Cumartesi

Kardiyovasküler Hastalıklar - Hipertansiyon Epidemiyolojisi

Kardiyovasküler hastalıklar bütün dünyada yüksek oranda morbidite ve mortaliteye yol açan hastalıklardır. Hipertansiyon Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyadaki her sekiz ölümden birinin sorumlusu olan kardiyovasküler hastalıklar ölüm oranlarında üçüncü sırada yer almaktadır. İnme, konjestif kalp yetmezliği, miyokard infarktüsü, periferik vasküler hastalık ve son dönem böbrek yetmezliği gibi kardiyovasküler hastalıklar için hipertansiyon en yaygın bilinen durumdur ve durumun kontrol altına alınması gerekmektedir.





Kardiyovasküler Hastalık Belirtileri ve Araştırmaları



Kardiyovasküler hastalıklar kesintisiz bir süreç olarak kabul edildiğinde hipertansiyonu diğer risk durumları ile beraber değerlendirmek gerekmektedir. Hipertansiyonu tek başına değerlendirdiğimizde kan basıncı 115/75 mmHg’yı aştığında riskin artmaya başladığı görülmektedir. Bu düzeyin üzerindeki sistolik basınçta 20, diyastolik basınçta 10 mmHg’lik artış kardiyovasküler hastalık riskini 2 kat fazlalaştırmaktadır. Hipertansiyonun bu olumsuz etkisinin evrensel olduğu Amerika ve Avrupa kıtaları ile Uzak Doğu, Güneydoğu Asya ve Okyanusya’yı içeren bir çalışma olan İnterheart çalışması ile ortaya konulmuştur.

Bir çok epidemiyolojik çalışmada gösterildiği gibi gelişmiş ülkelerde yetişkin popülasyonda hipertansiyon prevalansı % 25-55 arasında tahmin edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada ve 6 Avrupa ülkesinde yapılan bir çalışmada hipertansiyon prevalansı Avrupa ülkelerinde ortalama % 44,2 iken Kuzey Amerika’da % 27,6 bulunmuştur. Bu çalışmada Kuzey Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde cinsiyetler arasında hipertansiyon prevalansı açısından bir fark yok iken yaşa bağlı hipertansiyon prevalansına bakıldığında 35-44 yaş arasında Kuzey Amerika’da % 14 iken Avrupa ülkelerinde % 27 civarında olduğu tespit edilmiş. Aynı çalışmada 65-74 yaş grubunda hipertansiyon prevalansı Kuzey Amerika’da % 53 iken Avrupa ülkelerinde % 78’dir. Buna rağmen 35-64 yaş grubu göz önüne alındığında Avrupa ülkelerinde hipertansiyon tedavisinde başarı Kuzey Amerika’ya göre düşük bulunmuştur . Portekizde yapılan PAP çalışmasında 18-90 yaş arasındaki popülasyonun % 42,1’inin hipertansiyonu olduğu ve bu hasta grubunun sadece % 46,1’inin hastalıklarının farkında olduğu, yine hasta grubunun % 39’unun antihipertansif tedavi aldığı ve yine tüm hasta grubunun sadece % 11,2’inde kan basıncının kontrol altında olduğu tespit edilmiştir. Yine bir AB üyesi olan İspanya’da yapılan araştırmalarda ise orta yaş grubunda yaklaşık 6 milyon kişinin hipertansiyonu olduğu, bunların 3,3 milyonunun hipertansiyonlu olduklarını farkında bile olmadıkları, hastalıklarını bilen her 10 hastadan 3’ünün tedavi almadığı ve tedavi alan her 10 hastadan 8’inde ise kan basıncı kontrolünün sağlanamadığı ortaya konmuştur.

Bir Asya ülkesi olan Tayvan’da yapılan NAHSIT çalışmasında ise 19-44 yaş arasında erkeklerde hipertansiyon prevalansı % 6 iken kadınlarda % 3 olup 44 yaş üstünde ise prevalans erkeklerde % 27 kadınlarda % 29 bulunmuştur. Ancak 65 yaş üstünde ise  bayanlarda hipertansiyon prevalansı % 47’lere çıkmaktadır. Bu Asya ülkesinde ise hipertansiyonun tedavi ile kontrolü idealden çok uzakta olup kırsal alanda daha düşük kentlerde yüksek olması gibi mekansal farklılıklar da göstermektedir. Kore’de yapılan ANSAN çalışmasında ise hipertansiyon prevalansının % 33,7 olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada kadınlarda hipertansiyon prevalansı % 24,5 erkeklerde ise % 41,5 75 yaş üstü popülasyonda % 71,9 olarak bulunmuştur. Tüm bunlara nazaran bu ülkede hipertansiyonlu bireylerin % 78,6’ı antihipertansif tedavi alırken tedavi alan bireylerin sadece % 24,3’ünde kan basıncı kontrol altındadır.

Bir Afrika ülkesi olan Mısır’da yapılan çalışmada da hipertansiyon prevalansı yaşlanma ile beraber artış göstermekte ve prevalans 65-74 yaş arasında % 59,4’dür. Bu ülkede 25 yaşın üzerinde hipertansiyon prevalansı % 26,3 olarak tahmin edilirken kadınlarda erkeklere göre hafifçe prevalans daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada da gelişmekte olan bir ülke olan Tayvan’da olduğu gibi Mısır’da da Kahire gibi şehirlerde kırsala göre hipertansiyon prevalansı daha yüksek bulunmuştur. Bu ülkede hipertansiyonlu popülasyonda antihipertansif tedavi alma oranı sadece % 23,9 iken hipertansiyonu kontrol altında olanların oranı ise sadece % 8’dir.

Ülkemizde hipertansiyon prevalansı ile ilgili ilk yapılan çalışma TEKHARF araştırmasıdır. Bu çalışmada hipertansiyon prevalansının % 33,7 olduğu, yaş ilerledikçe prevalansın arttığı, ülkemiz kuzeyinde prevalansın % 40’ların üzerine çıktığı, ülkemiz güneyinde ise % 30’ların altına indiği tespit edilmiştir. Bu araştırmaların bir diğer sonucuda yaklaşık 3,3 milyon yetişkinde hipertansiyonla birlikte bir diğer risk faktörü olan hiperkolesteroleminin birlikte bulunmasıdır. Ülkemizde yapılan bir diğer çalışma ise PATENT çalışması olup bu çalışmada hipertansiyon prevalansı % 31,8 bulunmuştur. Patent çalışmasında hipertansiyon prevalans kadınlarda % 36,1 iken erkeklerde % 27,7 saptanmıştır. Bu çalışmada hipertansiyonluların sadece % 40,7’sinin hastalıklarının farkında olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmalara da ise hipertansiyonlu hastaların sadece % 31,1’inin anti hipertansif tedavi aldığı tedavi alanların ise sadece % 20,7’inde kan basıncının dengeli olduğu gözlemlenmiştir. Ülkemizde yapılan bir diğer çalışma olan METSAR çalışmasında yetişkinlerde hipertansiyon prevalansı % 41,7 iken hasta grubunda tedavi ile kan basıncı kontrolü oranı sadece % 6’dır. Yine THINK çalışmasında ise toplumumuzda antihipertansif tedavi alan hipertansiyonlularda da yüksek kalp rahatsızlıkları olduğu belirlenmiştir.

Yapılan bu çalışmaların gösterdiği gibi Avrupa Kuzey Amerika ve Pasifik bölgesinde hipertansiyon sıklığında çok ciddi farklılıklar olmadığı görülmüştür. Afrika ülkeleri, Çin, Hindistan ve Asya’nın bir bölümünde hipertansiyon sıklığı ise % 7-15 arasındadır . Türkiye'de yapılan araştırmalarda görüldüğü gibi Avrupa ülkelerinin hipertansiyonlu hastalarının demografik özellikleri ile benzer özellikler göstermektedir.

Daha az gelişmiş ülkelerde infeksiyöz ve parazitik hastalıkların kontrolüyle birlikte son araştırmalarda yaşam profili dramatik bir şekilde değişmiştir. Bununla birlikte Kardiyovasküler hastalıklara bağlı morbidite ve mortalite gelişmekte olan ülkelerde de artmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hipertansiyonlu hastaların önemli bir bölümü hastalıklara farkında olmadıkları gibi tedavi alanların çok azında kan basıncı kontrolü sağlanmaktadır. Unutulmaması gereken bir diğer konu da hipertansiyonu yalnız değil diğer kardiyovasküler risk faktörleri ile birlikte değerlendirip tedavinin buna göre belirlenmesi ve sonuçta kardiyovasküler hastalıklara bağlı morbidite ve mortalitenin azaltılmasıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder