26 Nisan 2017 Çarşamba

Meme Displazisi


Meme Displazisi



Mamografi ve sonografi raporlarında çok sıkça rastlanan, her hekimin kullandığı ve artık çoğu kadı­nın da yavaş yavaş dilini alıştırdığı “fibrokistik” meme belki de “memenin selim hastalıkları “başlığı altında değil de “fizyoloji” bölümünde ele alınma­lıydı. Nitekim, özellikle mikroskop altındaki görü­nümüne bakarak verilen kronik kistik mastit, kistik epitelyal hiperplazi, fibroadenosis, adenofibroma-tosis gibi kırk dolayında adı vardır. Bu durum ise karmaşıklığın göstergesi niteliğindedir. Ama kesin olan husus, bugün birçok kadının “mememde fibrokistler” var diye kendini boş yere hasta sanmasında hekimlerin büyük payı ol­duğudur. Bu yanılgıyı düzeltmek için mamografi / sonografi raporlarına fibrokistik “hastalık” yerine fibrokistik “değişiklikler” yazmakla başlanmalıdır.

Meme Displazisi Değişiklikleri Nelerdir?



Aynı amaçla kullanılan meme displazisi deyi­mi belki de çok belirsiz olmakla birlikte daha uy­gundur. Bu tabloya daha çok 30 - 50 yaş grubunda rastlanır. Menopoz sonrası çok ender görülmesi ve menopozdaki kadına hormon replesmanı yapıldı­ğında sıklığının artması östrojenin rolünü vurgu­lar. Genel olarak östrojen, progesteron ve belki de prolaktinin karşılıklı dengelerinin bozulması söz konusudur. Patolojik anotomik olarak mikroskopik boyuttan, çapları birkaç cm’ ye varan kistler, apok-rin metaplazi, adenozis, fibrozis, duktal hiperplazi, lobüler hiperplazi gibi selim değişiklikler gözlenir. Oysa, bu histolojik yapı memelerinden hiçbir soru­nu olmamış kadınlarda bile ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan meme displazisi bazı yakınmalar­la birlikte de olabilir. Ancak, bu durum displazinin yakınmaların nedeni olduğunun kanıtı olarak ka­bul edilmemelidir. Bu durumun en çok karşılaşılan etkisi göğüslerde ağrıdır. Menstrüasyona yakın günlerde memelerin her ikisinin veya birinin ya da bir bölümünün önce ağrı olmak üzere şişmesi, gerilmesi, hassaslaşması, sızlaması, acıması meme başına doğru çekilmeler, iğne batar gibi olması, bunların koltuk altına ve hat­ta kola vuruyor gibi hissedilmesi hastaların sıkça dile getirdiği yakınmalardır.
Menstrüasyonun başlaması ile gerileyen ve kayıp olan bu hoş olmayan ve her kadını ciddi boyutta kanser korkusuna iten bu siklik ağrının menstrüasyon kadar normal olduğuna kişi ikna edilmelidir ki, tedaviye gerek kalmasın. Nitekim siklik mastalji, mastodini tedavi için değil durumu izah edilmek içindir; zaten menopozla birlikte kaybolmaktadır.

Ancak, siklik mastalji kimi kadında rahatsız edici boyutta olabilir. Bu durumda, menstrüasyona yakın dönemde metilksantin içeren çay, kahve , çi­kolata gibi yiyeceklerin, içeceklerin alınmaması, tu­zun kısıtlanması yararlı olabilmektedir. İri memeli kadınların gene bu günlerde memelerini tam kav­rayan, destekli sutyen kullanmaları da önerilir. Ek olarak antiflojistik, antiinflamatuar ilaçlar eklenebi­lir. Çok ender olarak prolaktin (bromokriptin), antigonadotropin (danazol), esansiyel yağ asitlerin­den zengin “primrose oil” gibi preparatlar ve östro-jen reseptör blokerlerine (Tamoksifen) gerek kalır.

Siklik olmayan meme ağrıları ise menstrüasyonla ilişkisizdir. Bu durumların değişik zamanlarda çıkması söz konusu olabilmektedir. Özellikle stres faktörleri ağrı eşiğini düşürerek bir çoğunda nedeni oluştu­rur. Bir diğer neden pektoral kas miyaljisidir; kola ve omuza yayılır. Servikal radikülopati, memenin yüzeyel venlerinin flebiti olan Mondor hastalığı ve kostokondral eklem patolojileri de (Tietze send-romu) ağrıya yol açar.

Teorik olarak, başta puerperal olmak üzere mastitler ve meme abseleri ve belki de ileri evre kanserlerinin  dışındaki meme lezyonlarınm ağrı yaptığına dair şüphe dışında kanıt yoktur. Ancak, bu hasta­larda kanser olmadığı mutlaka ortaya konulmalıdır. Göğüslerde ağrı ile gelen özellikle menopoz dönemine yaklaşan kadınlarda mutlaka  mamografi çekilmesi yerinde olur. Gene menstrüasyona yakın dönemde meme dokusunda palpasyonla hissedilen yoğunluk artışı, yer yer nodüler yapı menstrüasyonla birlikte kay­bolur. Bu nedenle mamografinin menstrüasyon bi­timinden 5-6 gün sonra çekilmesi uygun olur.

Meme displazilerinin sık rastlanılan bir şekli de makrokistlerdir. Gerçekte 30-32 yaşından sonra çoğu kadının memesinde rastlanabilen mikros-kopik boyuttaki bu oluşumların 40 yaş ve sonra­sında birkaç cm büyüklükte ve birden fazla sayıda karşımıza çıkması doğal gibidir. Özellikle menstrü­asyona birkaç gün kala sayılarının ve zaten var o­lanların boyutlarının arttığı bilinir. Menstrüasyonun başlaması ile birlikte çoğu kaybolacak veya küçülecektir. Bu gözlemin yanında, menopoza gir­miş kadınlarda hemen hiç görülmemesi, hormon replasman tedavisi (östrojen) alan kadınlarda ise tekrar ortaya çıkması hormonal etkiyi doğrulamak­tadır.

Bu kistlerin içinde berrak veya bulanık sarı- ye­şil, kahverengi bir sıvı bulunur. Sıvı toplanmalrı aniden veya yavaş bir şekilde ortaya çıkabilir. Hasta genellikle memesinde kendi bulduğu kitle ile hekime başvurur; kısa sürede gelişmiş olanlarda ağrı da eşlik edebilir. Palpe edilen kitle­nin gergin, yüzeyinin düzgün olması ve flüktüasyon vermesi ile tanınır. Mamografide, etrafında ince siyah bir bant olan düzgün kenarlı, yuvarlak kit­le görünümü verirken, ultrasonografide hiperekojen, gene düzgün kenarlı, homojen iç yapıda, az çok yuvarlak olduğu saptanır. Bazen septalar içerir, ba­zen de içinde çökeltilere rastlanır. Kist duvarından lümene doğru gelişmiş papiller oluşumlara rastalanabilir.

Meme Displazisi Tedavisi


Kistlerin tedavisi, palpabl olanların basit bir injektörle aspire edilmesinden ibarettir. İçerideki sıvının alınması ile bu işlem çözülür. Bunun dı­şında, taze kan gelmesi ponksiyon sırasında küçük bir damarın yaralandığının belirtisidir; ponksiyon yerine birkaç dakikalık bir basınç hematom geliş­memesi için yardımcı olur. Bu tür kist içeriklerinin sitolojik incelemeye gönderilmeleri gerekmez. 3-4 hafta sonrası için hasta kontrole çağrılır, kist yeni­den oluşmuşsa aspirasyon tekrarlanır, gene 3-4 hafta sonra yapılan kontrolde kist tekrar nüks etmiş ise ek­size edilmesi gerekir. Aspirasyondan sonra kistin yerinde bir kitle oluşmuşsa, sıvının rengine bakıl­maksızın eksizyonel biyopsi uygulanır. Bunun dışında, sıvı beklemiş kan görünümünde ise kist mutlaka eksize edilmelidir. Özellikle koyu renkli kist sıvılarının beyaz bir zemine püskürtülmesi ile renk daha doğru değerlendirilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder