21 Haziran 2018 Perşembe

İnsülin


İnsülin Nedir?


İnsülin, enerji için gerekli glikozun hücrelere transferini gerçelleştiren bir hormondur. Yani, organizmanın kan şekerini kontrol etmek için pankreas beta hücrelerinden salınan, kan akışında dolaşan glikoz miktarını düzenleyen bir hormondur. Eğer kandaki insülin miktarı düşük olursa veya hiç olmazda diyabet de denilen şeker hastalığına yakalanırız.

Glikoz besinlerle alınan, organizma için gerekli ve önemli bir yakıttır. Beslenme dışı gereksinimde hem karaciğerde, hem de böbreklerde doğal olarak üretilir.

Kan şekeri insülin hormonunun kontrolünde ve sağlıklı koşullarda gereken düzeyini koruyabilir.


Besinlerin sindirilmesiyle vücut için bir yakıt kaynağı olan glikoz kan dolaşımına girer. Glikozun kan dolaşımına girmesiyle pankreasın beta hücrelerince üretilen insülin de kan dolaşımına salınır. Yüksek insülin düzeyi, kan dolaşımındaki glikozun depolanacağı veya yakıt olarak kullanılabileceği kas, yağ ve karaciğer hücrelerine transferini hızlandırır. Vücudun glikozu daha sonra kullanabilmesi için kas, karaciğer ve yağ dokularına dağıtılarak glikojen yapısında depolanması insüllin ile gerçekleştirilir.

Not: Beslenirken, insülin pankreastan hızla salıverilir. Beslenmeye eşlik eden insülin patlaması, bolus insülini olarak adlandırılır; kan şekeri seviyeleri 140 mg / dl'den daha azdır ve daha sonra başlangıçtaki (yemek öncesi) menzile geri düşer.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Diyabet (Diabetes Mellitus)


Diyabet (Diabetes Mellitus) Nedir?


Diyabet (Diabetes Mellitus), vücudun kandaki şeker miktarını düzenleyemediği kronik bir hastalıktır; kan akışında insülin yetersizliği nedeniyle kas ve yağ hücrelerinin enerjisi için yakılacak veya depolanacak glikoz birikimidir. Bu nedenle, diyabet hastaları beslenmeyle veya karaciğerin çok fazla glikoz üreterek kana salmasıyla insülin eksikliğine bağlı yüksek kan şekerine sahiptir.

Diyabetin anlaşılması için, öncelikle gıda tarafından parçalanan ve enerji tarafından vücut tarafından kullanılan normal süreci anlamak önemlidir.

Diyabet Belirtileri Nelerdir?



  • Açıklanamayan kilo kaybı;
  • Aşırı susama veya açlık;
  • Yorgunluk;
  • Sık idrara çıkma;
  • Bulanık görüş;
  • Bulantı ve / veya kusma.

Bu semptomlar kademeli veya birdenbire gelişebilir.

Diyabetin Nedenleri Nelerdir?


İnsülin eksikliği, insüline direnç veya her ikisinden kaynaklanabilir. Yani, ya pankreas hücreleri yeterli insülin üretemez, ya insülin gereksinimine yanıt vermez ya da her ikisi de.

Diyabet, nedenlerine bağlı türlere ayrılarak gruplandırılır, sınıflandırılır. Kandaki insülin yetersizliğine neden olan faktörler tip 1, tip 2, gestasyonel diyabet veya başka tipte diyabettir.

Tip-1 ve tip-2 diyabet için nedenler ve risk faktörleri farklıdır. Tip 1 diyabette organizma insülin üretemez. Daha yaygın Tip 2 diyabette ise, organizma insülini kullanamaz veya yeterli üretemez.

Tip-1 Diyabet Nedir?


Tip-1 diyabet, insülin üreten pankreas beta hücrelerinin bozulması, çalışmaması ve kaybından kaynaklanır. Yani, beta hücrelerinin hasarı, vücut tarafından üretilen insülin eksikliğinin veya yetersiz üretiminin sonucudur. Bu hastalıkta, vücut ya az insülin üretir ya da hiç üretmez.

Tip 1 diyabet vakalarının çoğu otoimmün temellere sahiptir; bağışıklık sistemi, yanlışlıkla beta hücrelerine saldırır ve yok eder.

Her etnik grupta teşhis edilir; ancak, en sık Avrupa'lı bireylerde görülür. Çocukluk, ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde sıkça teşhis edilirken, her yaşta geliştirilebilir; yani, yaşlı insanlar da tip-1 diyabet geliştirebilir.

Tip-1 Diyabetin Belirtileri


Tip-1 diyabet teşhisi konulan çoğu kişi zayıftır; % 85-90'ında hastalık hakkında bilinen bir aile öyküsü yoktur; otoimmün hastalık, viral enfeksiyon, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin hepsi rol oynayabilir.

Tip-2 Diyabet Nedir?


En yaygın diyabet türüdür. En sık yetişkinlik döneminde ortaya çıkar, ancak yüksek obezite oranları nedeniyle, çocuklar ve gençlerde de yaygındır. Tip 2 diyabetli bazı insanlar, hastalıklarını bilememektedirler.
Tip 2 diyabette, insülin yeterince üretilemez veya vücut insüline karşı dirençlidir ve gerektiği gibi kullanamaz.

Gestasyonel Diyabet Nedir?


Gestasyonel diyabet, diyabet olmayan bir kadında hamilelik sırasında herhangi bir zamanda gelişen yüksek kan şekeridir.

Prediyabet Nedir?


Prediyabet, kan şekerinin normalden daha yüksek olduğu, ancak diyabet denecek kadar yüksek olmadığı anlamına gelir. Prediyabet, tip-2 diyabet riskini artırır.

Diyabet Tedavisinin Amacı Nedir?


Kan akışındaki, fazla şekerden kaynaklı doku hasarını önlemek; kan şekerinin ciddi yüksekselmesini veya düşmesini olabildiğince engelleyerek, normal düzeyde tutmaktır.

Diyabet Tedavisi Nasıldır?


Diyabet tipini bilmek, egzersiz, kilo kontrolü ve beslenme planı, diyabetin kontrol edilmesine ve yönetilmesine yardımcı olacaktır.

Diyabetin kontrolü ve teşhisi için kan testlerinden yararlanılabilir. Bunun sonucunda, yaşamın sürekliliği için eksik insülinin tamamlanması, kan şekeri seviyesinin sürekli izlenmesi ve reçete edilirse ilacının kullanılması gerekir.

İnsülin, deri altına bir şırınga veya insülin pompası kullanılarak enjeksiyonla verilir. Beslenmeyle kan dolaşımında yoğunlaşan glikoz, enjeksiyonu gerçekleştirilen insülinin etkinliğiyle enerji kaynağı olarak kullanılır veya daha sonra kullanılabilmesi için karaciğer, kas ve böbreklerde depolanır.

İnsülinden başka incretin, gluko-düzenleme hormonları ve kan şekerini düzenleyen diğer hormonlar da vardır; ancak insülin en önemlisidir.

Diyabetin Sonuçları Nelerdir?


Gözlere, böbreklere ve sinirlere zarar verebilir.
Kalp hastalığına, felce ve hatta bir uzvun çıkarılmasına neden olabilir.

13 Haziran 2018 Çarşamba

Kan Şekeri

Kan Şekeri (Kan Glukozu) Nedir?


Glikozun gerektiğinde depolanması veya salınması insülin ve glukagon hormonlarının işlevidir.

İnsülin, kan dolaşımındaki şekerin ana düzenleyicisidir. Glikoz vücut için önemli ve gerekli bir yakıttır. Beslenmeyle alınır; beslenme dışında da gerektiğinde hem karaciğer hem de böbreklerde doğal olarak üretilirler. Vücudun kanda dolaşan şeker miktarını düzenleyen sistemde, pankreastaki hücrelerden salınan insülin hormonu etkendir.

İnsülinin işlevi, kan dolaşımındaki glikozun yakıt olarak kullanılabileceği veya daha sonra kullanılmak üzere depolanabileceği kas, yağ ve karaciğer hücrelerine transferini hızlandırmakdır.

Beslenme sürecinde besinlerin sindirilmesiyle glikoz kan dolaşımına girerken, insülin pankreastan hızla salınır. Yemekten sonra, kan şekeri düzeyi yükselerek 140 mg / dl'e yaklaşır ve süreç içerisinde beslenme öncesi düzeyine düşer. Yemeğe eşlik eden insülin patlamasına bolus insülini denir.

Karaciğer ve Kan Şekeri


Karaciğerin en önemli görevlerinden biri vücudun glukoz (veya yakıt) rezervuarı işlevidir. Karaciğer, vücudun ihtiyacına bağlı glukozu hem depolar hem de üretebilir. Dolaşımdaki kan şekeri düzeyini ve diğer vücut yakıtlarını sabitlemeye çalışır.

Beslenme sürecinde, yüksek düzeydeki insülin ve bastırılmış glukagon düzeyleri, glukozun karaciğerde glikojene dönüştürülerek depolanmasını yönlendirir.

Özellikle gece veya yemekler arasında, vücudun kendi şekerini yapması gerekir. Bu süreçte yüksek glukagon ve düşük insülin düzeyi glikojenoliz işlemiyle glikojeni glukoza dönüştürerek vücudun enerji gereksinimini karşılar. Ayrıca, karaciğer gerektiğinde amino asitleri, atık ürünleri ve yağ yan ürünlerini toplayarak gerekli glukozu üretebilir. Bu sürece glukoneojenez denir.

Keton ve Ketogenez


Vücudun glikojen depolaması azaldığında, vücutta şeker gereksinen beyin, kırmızı kan hücreleri ve böbrek için şeker kaynakları korunmaya çalışılır. Bunun için sınırlı şeker tedarikini desteklemek için, karaciğer yağlardan keton adı verilen alternatif yakıtlar üretir. Bu sürece ketogenez denir.

Ketogenezin başlaması için hormon sinyali düşük bir insülin düzeyidir. Ketonlar kas ve diğer vücut organlarının yakıtılır.

Kan Şekeri ve Diğer Hormonlar


Vücudunuzdaki kan şekeri düzeylerini insülin dışında glukagon, amilin, GIP, GLP-1, epinefrin, kortizol ve büyüme hormonu etkiler.

9 Haziran 2018 Cumartesi

Astım (Asthma)

Astım (Asthma) Nedir?



Solunum yolları, akciğerlerinize giren ve çıkan hava tüpleridir. Astım ise, solunum yollarının şişmesi ve daralmasıyla beliren kronik (uzun süreli) bir akciğer hastalığıdır. Farklı nedenlerle hava yollarının enflamasyonu (iltihaplanması) hava yollarını şişirerek daraltabilir.

Çoğunlukla çocukluk döneminde başlayan ve her yaştan insanı etkileyen bir hastalıktır.

Astımın Nedenleri


Solunum yolu hücreleri çok hassastır; organizmanın yabancı maddelere karşı kuvvetli alerjik tepki göstermesine neden olabilir; hücreler aşırı mukus salgılayarak, solunum yollarını kalın ve yapışkan bir sıvıyla daraltabilir.


Solunum yollarının iç duvarları ağrılı ve şişmiştir. Bu önceki paragrafta da belirttiğimiz gibi, solunum yollarını hassaslaştırır ve alerjik veya organizmanın yabancı maddelere güçlü bir şekilde tepki vermesine neden olabilir. Tepki sonucu hava yolları daha da darlaşır ve akciğerlere hava girişi azalır.

Astım Belirtileri


Öncelikle belirtilmelidir ki, astım hastası olanların hepsi genel semptomları göstermeyebilir veya genel semptomları gösteren hastalar astım olmayabilir. Doktorunuz, akciğer fonksiyon testlerine, tıbbi geçmişinize ve fiziksel muayeneye dayanarak astımı teşhis edebilir, ayrıca alerji testleriyle bir sonuca ulaşabilir.

Astım tekrarlayan hırıltı, göğüs gerginliği, nefes darlığı ve öksürüğe neden olur. Öksürme genellikle geceleri veya sabahın erken saatlerinde ortaya çıkar. Solunum yollarının iç duvarları ağrılı ve şişmiştir.
Astım semptomları bazı koşullarda hafiftir ve kendi başına veya minimum tedaviyle iyileştirilebilir. Bazı durumlarda ise  semptomlar şiddetlidir ve kötü gelişir.

Astım belirtileri her zamankinden daha kötü hale geldiğinde, buna astım atağı denir. Ciddi astım atakları acil bakım gerektirebilir ve ölümcül olabilir.

Astımın Tedavisi



Astımla yaşamanın önemli bir parçası onu kontrol altında tutmaktır. Astımı kontrol edilebilen,  yönetiminde aktif rol oynayabilen hastalar normal, aktif yaşamlarını sürdürebilir, geceleri kesintisiz uyuyabilirler.

8 Haziran 2018 Cuma

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık

Klamidya (Chlamydia trachomatis)


Chlamydia trachomatis Chlamydiaceae ailesinden, gram negatif, patojenik bir bakteridir. Yaşayan en küçük organizmalardandır. Kendi enerjilerini (ATP) sentezleyemedikleri için ve canlı kalabilmek için konağa tamamen bağımlıdırlar. Ökaryotik hücrelerde yaşayabilen, aerobik, hücre içi bir parazitdir. Mukoza zarı hücreleri içinde yaşarlar. Bilinen tek doğal konakçı ve tipik rezervuarlar insanlardır.

Klamidyanın Nedenleri


Bakteri enfekte bir kişinin cinsel teması ve enfekte olmuş salgılarıyla bulaşır.
Genellikle enfeksiyona duyarlı konjonktiva, üretra, vajina, serviks, endometriyum, fallop tüpleri, anüs, rektum, göz kapağı ve boğaz yüzeyleri gibi mukoza zarlarını hedefler.

Klamidya bakteriyel bir enfeksiyondur ve cinsel temas yoluyla bulaşır. Ayrıca anne, vajinal doğum sırasında çocuğu enfekte edebilir. Doğum sürecinde, doğum kanalındaki Chlamydia trachomatis ile kontamine olan bir bebekte göz enfeksiyonu (konjonktivit) veya zatürre (pnömoni) gelişebilir. Gebe annenin doğum öncesi tedavisiyle önlenebilir.

Belirtiler (Symptoms)


Kadınlarda tipik olanlar vajinal akıntı, karın içi ve sırt ağrısı, bulantı, ateş, idrarla yanma, adet dönemleri arasında kanama ve cinsel ilişki sırasında ağrıyı içerir.


Kadınlarda, hastalık pelvik inflamatuar hastalığa neden olan fallop tüpüne yayılabilir. Pelvik inflamatuar hastalık, infertilite ve skarlaşmaya yol açan fallop tüplerine ve uterusa zarar verebilir.

Erkeklerde Chlamydia trachomatis çoğunlukla asemptomatiktir. Fakat, penis boşalmasına, idrar yaparken ağrı ve yanmaya, testis kanallarında enfeksiyon veya inflamasyona, testislerde hassasiyet veya ağrıya, skrotal bölgede ağrı ve ateşe neden olabilir.

Erkeklerdeki Komplikasyonları


Tedavi edilmeyen klamidyal enfeksiyon epididimise yayılarak, epididimisin iltihaplanmasına ve kısırlığa (steriliteye) neden olabilir.

Klamidya Nasıl Tedavi Edilir?


Klamidyayı ortadan kaldırmak zordur. Hücre içi bir parazit olduğu için uygulanan herhangi bir antibiyotik, konakçı hücre zarını geçmeli ve konakçı hücrelere zarar vermeden bakteriyi öldürmelidir.

Antibiyotiklerden sadece 1 gün için azithromisin veya 7 gün süresince doksisiklin kulanımı reçetelendirilir. Ya da, eritromisin , ofloksasin, tetrasiklinler ve sülfonamidler gibi başka bir antibiyotikler reçetelendirilebilir.

Gebe kadınlar azitromisin veya eritromisin, bazen de amoksisilin ile tedavi edilebilir.

Uyarı: Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkları tedavi etmek için kullanılan penisilin, klamidyal enfeksiyonları tedavi etmez.

Egzama (Atopik Dermatitis)

Egzama Nedir?


Egzama, en yaygın dermatit yani, deri iltihabı tipidir; cildin kronik bir hastalığıdır. Genellikle, bebeklerde ve çocuklarda görülür, ancak, yetişkinlerde de ortaya çıkabilir. Egzamada ilk olarak ciltte kaşıntı, kuruluk ve kızarıklık görülür. Ayrıca, minik yumrular veya kabarcıklar da görülebilir.
Uzun süreli hastalıkta deri kalınlaşmış, çatlamış, pullu, kabuklu ve enfekte olabilir. Atopik dermatiti olan hastalarda sakinlik ve parlama olabilir.

Egzamanın Nedenleri


Atopik dermatit astım, saman nezlesi ve mevsimsel alerjiler ile ilişkili olabilir; şiddetli egzama, genetik bir problemdir. Kuru cilt, terleme, yünlü vb. kumaşlar, bazı gıdalar, bazı uçucu maddeler, evcil hayvanlar, kış koşulları ve stres ağırlaştırıcı etkenlerdir.

Egzama Belirtileri Nelerdir?


Hafif egzamaya sahipseniz, kollarınızda veya bacaklarınızda kuru, pullu cilt lekeleri olabilir. Kaşıntı yapabilir.

Egzema eklemlerde, yüz, alın, göğüs ve iskelet kası yüzeylerinde, dirseklerin ön kısımlarında, dizlerin sırtlarında ortaya çıkar. Çocuklar genellikle çok sinirlidir ve kaşıntı nedeniyle uykuları hafiftir. Egzama kötü ise, ağrılı kaşıntı olabilir ve dokunulmak rahatsız edebilir.

Önlemler


Stresten, egzamayı kötüleştiren yiyeceklerden ve ilaçlardan kaçınılmalı, evdeki toz akarları azaltılmalıdır.

Egzama Tedavisi


Hafif egzama için tedavi gerekmeyebilir. % 1 hidrokortizon kremini deneyebilirsiniz. Bölgeye günde 2 ila 4 kez sürülebilir.

Atopik dermatit tedavisi yoktur ve atopik dermatit tedavisi multifaktöryeldir. 5-10 dakika banyo, kurulanmak, ardından kurumayı önlemek için nemlendirici ürünler kullanmak en önemli adımdır. Kısa banyolar günde bir defadan fazla alınmamalı; uzun, sıcak banyolardan, tahriş edici sabunlardan kaçınılmalıdır. Kokusuz sabun, kokusuz yumuşatıcı (losyonlar) ve kokusuz deterjanlar kullanılmalıdır.

Kuru cild çizilebilir ve çiziklere enfeksiyon bulaşabilir. Bu nedenle, kaşıntıyı azaltmak ve kaşıntı-çizik döngüsünü önlemek için antihistaminikler kullanılabilir.

7 Haziran 2018 Perşembe

Katarakt

Katarakt Nedir?


Katarakt, göz merceğinin kalınlaşması ve sertleşmesidir. Göz merceği kalınlaşması, retinaya ulaşan ışığı önler. Retinaya daha az ışık ulaştıkça da, görme gittikçe zorlaşır, bulanıklaşır; yani, matlaşır (opaklaşır).

Kateraktın Nedenleri Nelerdir?


Kataraktın gelişmesinde ilk faktör yaştır ve genellikle de oluşur. Diğer faktörler ise, sigara içmek, diyabet, aşırı güneş ışığına maruz kalma, uzun süreli steroid kullanımı, diüretik kullanımı, bazı yüksek doz sakinleştiriciler, göz travması, kalıtım, morötesi radyasyon ve bazı metabolik koşullardır.

Yaşa Bağlı Katarakt


Kataraktların çoğu yaşlanmayla gelişir ve genellikle de oluşur.

Konjenital Katarakt


Çocuklukta genellikle her iki gözde de gelişir ve bazı bebekler katarakt ile doğarlar Bazı konjenital kataraktlar görüşü etkilemez, ancak, bazı bebeklerde çıkarılması gereken konjenital katarakt olabilir. Bunlar genellikle hamilelik sırasında kızamık, suçiçeği veya başka bir bulaşıcı hastalığa sahip olan anne ile ilgilidir; bazıları ise kalıtsaldır.

Sekonder Katarakt


Sekonder kataraktlar öncelikle vücutta başka bir hastalık oluşumunun (diyabet gibi) bir sonucudur veya steroid kullanımına bağlıdır.

Travmatik Katarakt


Gözün veya gözlerin, yaralanmaya bağlı, olayı hemen takip eden ya da birkaç yıl sonra katarakt geliştirmesidir.

Kataraktın Belirtileri Nelerdir?


Kataraktlar yavaş büyür ve görme genellikle yavaş yavaş kötüleşir. Bazı kataraktlar yakın görüşte bile geçici bir iyileşmeye neden olabilir, ancak katarakt büyüdükçe bu durum daha da kötüleşir. Mat veya bulanık görüş, çoklu veya çift görüş, renkleri soluk görme renkleri tanıyamama, okuma zorluğu, gözlük derecelerini yükseltme, kötü derinlik algısı. Ancak, katarakt semptomları diğer göz rahatsızlıklarına benzeyebilir, bu nedenle teşhis için muayene önemlidir.

Risk Faktörleri


Son çalışmalar, yüksek irtifalarda yaşayan insanların katarakt geliştirme riski altında olduğunu göstermiştir. Güneşte fazla zaman geçiren insanlarda da katarakt erken gelişebilir. Bu nedenle, ultraviyole ışınlarına maruz kalmayı azaltmak için güneş gözlüğü ve geniş kenarlı bir şapka takılmalıdır.

Katarakt Tedavisi Nasıldır?


İlk aşamalardaki görme kaybı, farklı gözlükler veya güçlü bir ışıklandırma ile tedavi edilebilir. Bunlar artık yardımcı olmadığında, katarakt cerrahisi çoğu insan için geçerli olan tek etkili tedavidir. Tedavide yaş, genel sağlık ve tıbbi geçmiş, kataraktın kapsamı ve nasıl ilerlediği, haastanın fikri veya tercihi. Göz merceğinin sürüş, okuma veya televizyon izleme gibi günlük yeteneği bozulduğunda çıkarılması gerekir. Bu kararı hasta ve doktor birlikte verebilr.