3 Mayıs 2017 Çarşamba

Anne Sütü Bileşimi


Anne Sütü Bileşimi


Beslenme ile sağlık arasında kopmaz bir bağ vardır. Çocukların sağlıklı büyümesi ve gelişmesi, kalıtsal potansiyellerine erişebilmesi ancak yeterli ve dengeli beslenme ile gerçekleşebilir. Dünyada kötü beslenme, bilgisizlik, hatalı beslenme alışkanlıkları ve buna bağlı olarak gelişen enfeksiyonlar, milyonlarca çocuğun ölümüne, bir o kadar çocuğun da büyüme ve gelişmesinin geri kalmasına yol açıyor.

Gelişmekte olan ülkelerde beslenme sorunun düzeltilmesi, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında beslenme sorunlarına yönelik çözümlerin bulunması önemlidir. Nitekim bebek ve küçük çocukların beslenmesi ulusal ve uluslararası programlarda önemli bir unsur olarak belirlenmiştir.

Bebek Beslenmesi


Süt çocuğu için en uygun besin elbette anne sütüdür. Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin tüm gereksinmelerini sağlayan ve sindirim sistemine göre ayarlanmış bir besindir. En çağdaş yöntemlerle ve bilimsel ilkelere uygun şekilde yapılmış en mükemmel endüstri sütleri dahi anne sütünün çok yönlü nitelikleri düzeyine varamaz. Bu nedenle 1970 yılından bu yana dünyada “Anne Sütüne Dönüş” dönemi başlatılmış ve bu noktada birçok ülkede özendirici kampanyalar yapılmıştır.

Anne sütü ile beslenme geleneğinin ortadan kalkmasının sakıncaları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için daha büyüktür. Ekonomik güçlük içinde bulunan toplumlarda endüstri sütleri ile beslenme ekonomik yük getirir, aynı zamanda uygun ve temiz koşullarda hazırlanmadığında ishal vb. beslenme bozukluklarına yol açabilir.

Bir insan hakkı olarak emzirmenin korunması, özendirilmesi ve desteklenmesi tümsağlık personelinin doğal bir görevidir.

Çocuğunu isteyerek doğuran, gebelik süresince emzirmeye hazırlanan ve ruh sağlığı iyi olan her kadında laktasyon (süt üretimi) başarılı olur.

Anne Sütünün Önemi


Anne sütü, yaşamın ilk 6 ayında bebeğin gereksinimi olan tüm besinleri içerir. Bebek için en uygun protein ve yağları kapsar.

  • Bebeğin ihtiyacı olan laktoz ( süt şekeri) diğer sütlere oranla daha fazladır.
  • Bebek için yeterli vitamin vardır. Dışarıdan ek vitamin ya da meyve suyu desteğine gerek göstermez.
  • Yeterli demiri içerir. Çok fazla miktarda demir olmamasına karşın bebek bağırsaklarından emilebilme oranı yüksektir.
  • Anne sütü ile beslenen bebeklerde demir eksikliği anemisi nadiren gelişir.
  • Sıcak iklimlerde bile yeterli olan suya sahiptir.
  • Yeterli oranlarda tuz, kalsiyum, fosfat içerir.

Doğumdan sonra bebeğin annesini emmesi ile birlikte prolaktin hormonu salgılanarak memede süt yapımı başlar. Oksitosin hormonu salgılanması ile birlikte oluşan sütün boşalması sağlanır. Bebeğin istedikçe emzirilmesi sütyapımını arttırır. Doğumdan sonraki 3. 4. günlerde süt salgılanmasında artış görülür. 4 ve 6. haftalarda artış en üst düzeylere ulaşır. Günlük oluşan süt miktarı 750 – 800 ml. kadardır.

Kolostrum


Doğumdan hemen sonra ilk 5 günde salgılanan koyu sarı renkteki süte kolostrum adı verilir. Bileşim özellikleri yeni doğan bebeğin ilk günlerdeki gereksinmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Anne sütünde bulunan antienfektif öğeler (sekretuar İgA kolostrumda 20-30 g/l,protein %2-3g),A vitamini, sodyum ve çinko düzeyi olgun sütü oranla daha zengin olduğundan, steril ortamdan steril olmayan ortama gelen bebek ilk birkaç gün içerisinde enfeksiyonlardan en iyi şekilde korunmuş olur. Doğar doğmaz ilk anne sütü alan bebeklerin ağzından başlayarak gastrointestinal sistemleri tümden immünoglobülinler ile kaplanarak (mukozal bir tabaka oluşur), çocuğun dış ortamdan gelecek patojen mikroorganizmalara karşı korunması sağlanır. Kolostrum 5-10 günler arasında geçiş sütü şeklini alarak 3. haftadan sonra olgun (matür) süt özelliğini taşır. Bu süre içerisinde bazı besinler ve immünolojik içeriklerin oranında değişme olur. Bu değişiklikler süt yapan meme bezlerinin (glandlarının) fizyolojik ve metabolik olgunlaşması ile de ilgilidir.

Olgun Anne Sütünün Bileşimi ve Özellikleri


Anne sütünün bileşimi laktasyon dönemine,incelenen örneklerin emzirmenin başında ya da sonunda alınmış olmasına,gün içerisinde alındığı zaman dilimine, bebeğin doğduğu gebelik haftasına ve yaşına göre değişiklik gösterir.

1. Protein


Anne sütü proteini inek sütüne oranla 3 kez daha düşüktür.Anne sütü proteininin kantitatif farkı yanında bileşim açısından da çocuk için en ideal yapıdadır. Süt proteinini kazein whey proteinleri oluşturur.

Whey proteinlerinin en önemli bileşenleri a-laktalbümin, laktoferrin, lizozim, immünoglobulinler ve serum albüminidir. Anne sütünün antienfektif, whey proteinleri fraksiyonunda bulunmaktadır. İnek sütünde kazein/whey oranı 80/20 iken, olgun anne sütünde laktasyon devresine göre değişmekle birlikte 40/60’dır. İnek sütünde whey proteinleri az miktardadır ve bu sütteki whey proteinlerinin önemli bir kısmını oluşturan ve allerjen olan b -laktoglobulin anne sütünde bulunmaz. b- Laktoglobulin allerjik özelliklere sahiptir ve çocukta allerji, solunum sisteminde bozukluk ve döküntülere neden olabilir. Anne sütündeki a-laktalbümin laktoz sentetaz enziminin yapısına girer ve glikozun UDP-galaktoza bağlanmasını katalize ederek meme bezlerinde laktoz sentezlenmesini sağlar.

Kazein ester bağlı fosfat,yüksek oranda prolin ve çok az sistin içeren ve pH:4-5‘te çözünürlüğü az olan bir süt proteinidir. Alfa, beta, gama ve kappa olarak dört fraksiyonu vardır ve anne sütünde b kazeinleri fazla miktarda. Anne sütündeki kazein miçellerinin çapı inek sütündekilere göre daha küçük ve aynı zamanda anne sütü eriyebilen whey proteinlerinden zengin olduğundan, daha kolay yıkılabilen moleküller ortaya çıkmakta ve daha kolay sindirilip emilebilmektedir. İnek sütündeki fazla kazein midede kaba pıhtıların oluşumuna neden olur.

Anne sütünde kükürtlü aminoasitlerden metıonin/sistin oranı 0,69 iken, bu oran inek sütünde 2,72’dir. Yenidoğanda metionini sistine dönüştüren enzimler immatür olduğundan, anne sütünde sistin miktarının yüksek olması sistin ve sülfat gereksinmesini karşıladığı için önemlidir. Ayrıca inek sütü sistinden fakir olduğundan, çeşitli dokularda sinir iletiminde rolü olan taurin sentezinde kullanılamaz.

İçerdiği düşük yoğunluktaki fenilalanin ve tirozin ile anne sütü, bu aminoasitlerin yenidoğan dönemindeki metabolize edilme hızlarındaki düşüklüğe uygunluk gösterir. Anne sütünde glutamik asitten sonra yoğunluğu en yüksek olan aminoasit, büyümeyi düzenleyen etmenlerden birisi, hücre membranının bütünlüğünü sağlayan ve retina zedelenmesini önleyen taurindir. Anne sütündeki taurin düzeyleri inek sütünden 30-40 kez daha fazladır (anne sütünde 250-350 mmol/l,inek sütünde 10 mmol/l).

2. Antienfektif Öğeler


Hücre ve Antikorlar: T ve B lenfositler,makrofajlar,nötrofiller,epitelyal hücreler.

Bifidus Faktörü: Barsakta “laktobasillusbifidus” isimli yararlı bakterinin oluşumunu sağlar. Laktobasillus bifidus, barsak pH’sını düşürerek diyareye neden olan mikroorganizma ve mantarların üremesine engel olur.

Lizozim: Bakterisidal etkisi olan bir enzimdir. Peptidoglikan yıkımında görevlidir.

Laktoferrin: Bakteriostatik etkisi olan bir proteindir. Demiri bağlayarak patojen mikroorganizmaların üremesini engeller. Fagositik etkisi vardır. Bağışıklık sistemini güçlendirici ve uyarıcı etkisi vardır. Büyüme etmeni olarak kullanılır.

Laktoperoksidaz: Bakteriostatik etkisi olan bir proteindir.

İmmünoglobülinler: Özellikle sekretuvar İgA bakterilerden E Coli, vibrio kolera, H influenza, difteri, pnömoni, salmonella, shigella ve virüslerden polio, rotavirüs, HİV ve sitomegalovirusa karşı etkilidir.

İnterferon: Antiviral etkili bir proteindir.

Komplemanlar: Özellikle C3 opsonin (antijenle birleşerek onu fagositoza hassas kılan antikor) olarak görev alır.

Müsin: Rotavirüse karşı etkilidir.

Fibronektin: Opsonin (antijenle birleşerek onu fagositoza hassas kılan antikor) olarak işlev görür.

Antistafilokok faktör Nükleotidler, Sitokinler: Anne sütünde bulunan sitokinlerden interlökin 1b,T hücrelerini aktive eder; interlökin 6, İgA yapımını, tümör nekrozis faktöra(TNFa) komplamen salgılanmasını ve dönüştürücü büyüme etmeni (transforming growth factor; TGFb) ise T hücrelerine dönüşümü arttırmaktadır.

Lenfositler: E.Coli’ye karşı etkindir.

Antiviral lipidler: Virusları parçalarlar.

Oligosakkaritler: Bakterilerin epitel dokuya bağlanmasını önlerler. Reseptör analoğudur.

3. Yağlar


Anne sütünün verdiği enerjinin yaklaşık yarısı yağlardan gelir. Anne sütünün yağlarının %98’ini trigliseritler oluşturur. Trigliserit yapısında en fazla bulunan yağ asitleri ise palmitik ve oleik asitlerdir. Kolosstrumda daha fazla olmak üzere anne sütünün çoklu doymamış yağ asitlerden zengin olması beyin gelişimi, myelinizasyon, retinal işlevler ve hücre proliferasyonunun normal olmasını sağlar.

Anne sütü yağının sindirim ve emilimi inek sütüne oranla kolaydır. Anne sütünde bulunan yağların çevresi membranla çevrili, çekirdek kısmını trigliseridlerin ve membranını da fosfolipidler, kolesterol ve proteinlerin oluşturduğu yağ globülleri şeklindedir. Anne sütünün yağ globüllerinin çapının inek sütünden küçük oluşu, kısmen içerdiği yağ asitleri ve kısmen de anne sütünde bulunan ve +4 C’de bile aktif olan lipaz enzimi bebekte yağ emilimini kolaylaştıran etmenlerdendir.

Sütün içerdiği yağ miktarı, insandan insana laktasyonun zamanına ve gün içinde salgılandığı saate göre değişkenlik gösterir. Bebek beslenmesi süresince 2 tip süt salgılanır. Emzirmede ilk gelen süt (fore milk –ön süt) yağ miktarı az, laktozdan zengin sulu süttür. Bu sütün özelliği öncelikle çocuktaki dehidratasyonu ve hipoglisemiyi önlemesidir. Beslenme süresi uzadıkça çocuk yağlı süte ulaşır ve sütün yağ içerdiği 3 kez, proteini ise 1,3 kez, artma eğilimindedir ve emzirmenin sonuna doğru salgılanan ve yağdan zengin olan sütü (hind milk) alan çocuk doygunluk hissederek memeyi bırakır. Yağlı süt bebeğin enerjisini büyük bir kısmını karşılayacağından bu süte ulaşması için emme süresinin uzun olması gerekir. Yağlı süt enerji yanında doygunluk vereceği için de çocukta rahatlama ve derin uyku görülebilir. Bu nedenle her süt verişte anne bir memesini sonuna kadar boşaltmalıdır. Çocuk emme süresini kendi denetim altına alır ve böylece obezite önlenmiş olur.

4. Karbonhidratlar


Süt şekeri laktozdur. Laktoz meme hücreleri Golgi cisimciklerinde glikoz ve galaktoz moleküllerinden sentezlenir. Anne sütünün laktoz yoğunluğu annenin beslenmesinden etkilenmez. Yavaş ve kolay sindirildiğinden kan şekerini çocuğun fizyolojisine uygun olarak düzenler, kalsiyum ve diğer minerallerin emilimine yardımcı olur, barsak bakterileri tarafından laktik aside çevrilerek, dışkıda istenmeyen mikroorganizmaların üremesini engeller. Laktozun galaktoz kompanentinin lipidlerle bileşikleri beyin dokusu gelişimi için çok önemlidir.

Anne sütünde aminoasitlere ve proteinlere bağlı (glikoproteinler ve glikopeptidler) karbonhidratlar da vardır. Glikoproteinler laktobasillus bifidusun büyümesini uyardığından “bifidus faktör” veya “büyüme faktörü” adı da verilir. Anne sütü alan bebeklerde bu faktör barsaklardaki bakteriyel florada yoğundur. Bifidus faktörünün varlığı anne sütü alan bebeklerin dışkılarının yapay beslenenlere göre farklı olmasını sağlar.

Anne sütünde besleyici olarak önemli miktarlarda glikoz, galaktoz gibi basit şekerler ile çocuğu enfeksiyonlardan koruma özelliği olan oligosakkaritler ve diğer bazı kompleks karbonhidratlar da bulunmaktadır.

5. Vitaminler


K ve D vitaminleri dışındaki yağda eriyen ve suda eriyen diğer vitaminlerin anne sütündeki konsantrasyonları süt çocuğu için yeterlidir. İşleme ile kayıplar olmadığından vitaminlerin bio-yararlılığı yüksektir.

Suda eriyen vitaminlerin yoğunlukları annenin yakın zamandaki beslenmesi ile ilgilidir.

Yeni doğanda hepatik hidroksilaz aktivitesi gelişmemiştir. Anne sütünde D vitamininin 25-OH formunda olması bebeğin fizyolojik durumuna uygunluk gösterir. Bir antioksidant ve A vitamini öncüsü olan b karoten vücudun bağışıklık sisteminin korunmasında, hücre sağlığının sürdürülmesinde ve serbest köklerin yol açtığı kümülatif hasarın önlenmesi açısından önlenmesi açısından önemlidir. Bununla birlikte anne sütünde 22 İU/lt D vitamini vardır ve bu miktar çocuğun gerekinmesi olan 400 İU/litre ‘den(veya 10mg kolekalsiferolden) oldukça azdır. Anne sütüyle beslenen süt çocuklarında güneş ışınlarından yeterince yararlanılmadığında rikets gelişebileceğinden ilk yılda 15-20 günlükten itibaren günde 400 İU D vitamini verilmesi önerilir.

Anne sütünde 15mg/lt olan K vitamininin 0,5-1,0mg parenteral veya 2,0mg ağızdan verilmesi gerekir. Daha sonra anne sütündeki K1 ve barsak florasının sentezlediği K2 vitamini ile gereksinim karşılanır.

6. Mineraller


Anne sütünün mineral içeriği annenin beslenmesi ile büyük ölçüde değişim göstermez. Annenin mineral depoları kullanılarak bu düzenleme sağlanır. Anne sütünde potasyum, sodyum ve kalsiyum serbest iyonlar olarak, diğer mineraller de kompleks bileşikler halinde bulunurlar.

Anne sütündeki kalsiyum miktarı, inek sütünün %25’i kadar olsa da, barsak pH’sının asit, yağ emiliminin daha iyi ve fosfor emiliminin daha düşük olması nedeniyle anne sütündeki kalsiyumun %55’i emilir. İnek sütü veya inek sütünden hazırlanan ticari mamalarda bu oran %38’dir.

Anne sütünün demir yoğunluğu düşüktür (0,2-0,8mg/lt). Ancak bioyararlılığı yüksektir. İnek sütü ve diğer hayvansal besinlerdeki demirin ancak %5-10’u emilebilirken, anne sütünde bu oran %50’dir. Demir depoları yeterli annelerin sütlerindeki demir oranı daha yüksektir.

Anne ve inek sütlerindeki demirin biyoyararlılığı


Anne sütünde çinko genellikle whey proteinlerine bağlıdır. Whey ya da kazeine bağlı olan çinkonun emilimi inek sütüne göre daha yüksektir. Kolostrum da çinko yönünden zengindir. Bu nedenle çinko metabolizmasının kalıtsal bir defekti olan “akrodermatitis enteropatika” bebek anne sütü aldığı sürece belirti vermez.

Anne sütü alan bebeklerde bakır yetersizliği görülmez.

Diş ve kemik dokusunun normal yapısının ve gelişiminin korunmasında gerekli olan florun anne sütündeki miktarı 0,02ppm’dir ve bu miktarın süt çocuğu için yeterliliği tartışılmaktadır. Yerel su kaynakları 0,3 ppm’den az flor içeren bölgelerde yaşayan süt çocuklarına 6.aydan itibaren 0,25mg/gün flor eklenmesi önerilmektedir.

Anne sütündeki selenyum miktarı inek sütünden daha fazladır. Selenyumun humoral ve hücresel aracılı bağışıklık sisteminde görevi vardır. Toksik maddelerin yıkımını katalize eden glutatyon peroksidazın yapısına girer. Tirozinin metabolik olarak aktif şekline dönüştürülmesi için gerekli “iyodotironin deiyodinaz 2”enziminin bir bileşenidir.

Anne sütünde K+iyonları Na+ iyonlarından daha fazladır. Bu özelliği ile anne sütü intrasellüler sıvılarla uyumluluk gösterir. Her iki iyonun miktarı süte aktif olarak salgılanan klor iyonlarının oluşturduğu elektriksel farkı bağlı olarak ayarlanır.

Sodyum iyonunun içeriğinin düşüklüğü bebeğin gelişmemiş böbrek işlevlerine fizyolojik olarak uyum gösterir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder