2 Mayıs 2017 Salı

İmmünoloji Nedir?


İmmünolojinin Kısaca Tanımı


Canlılar, doğada bulunan patojen etkenlerden ve yabancı maddelerden kendilerini ko­rumak ve bunların oluşturabileceği zararlı etkilere karşı, vücudu koruyan mekanizma ile donatılmıştır. Bağışıklık, genel anlamda hastalık yapıcı mikroorganizmalara ve yabancı maddelere karşı, vücudun genel ve özel tüm savunma sistemleri ile karşı koyması olarak tanımlanabilir. Bir canlıdaki bağışıklık, temel olarak ikiye ayrılarak incelenebilir.

  1. Doğal Direnç;
  2. Kazanılmış Bağışıklık.

Bağışıklık, sistematik olarak bütün vücudu koruyan  ve mukozal, yani, sadece mukozalardaki reaksiyonları ilgilendiren bağışıklık olarak da ayrılabilir.

İmmünoloji Nedir?


Bağışıklık sisteminin, temel anlamda ikiye ayrıldığını yukarıda açıklamıştık. Burada, konuyu biraz ayrıntılandıralım.

1. Doğal Direnç


Bireylerin yapısı ve kalıtsal karakterleri ile ilişkili olarak, vücuda giren patojenlere ve tüm zararlı maddelere karşı doğal direncini kapsar. Doğal bağışıklık, nonspesifik bağışıklık, yapısal direnç de denilen bu savunma hattı  canlının genetik, anatomik (deri, tüy, mikroflora, vs), hücresel (makrofajlar, nötrofiller) ve sıvısal (komplement, interferonlar, mukozal salgı ve sıvılar, inflamatuar/yangısal reaksiyonlar) yapısı ile ilgili savunma sistemlerinden oluşmaktadır. Neredeyse, her türlü yabancı maddeye karşı, ilk verilen savunma tepkisi doğal dirençle ilgilidir. En belirgin reaksiyon fagositoz olup, aşırı fagositik aktivite sonucunda yangı bölgesinde kalan ölmüş makrofaj (PMNL) hücreleri iltihap halinde görürüz. Oldukça önemli olan, komp­lement sistemin çalışmasını çoğu zaman farketmeyiz. Doğal bağışıklık sisteminin (her ne kadar tam olarak kazanılmış bağışıklık reaksiyon­larından ayrılamaz ise de) yetemediği veya engelleyemediği durumlar olursa, bağışıklık sistemi vücudu yabancı etkenlerden korumaya çalışırlar.

2. Kazanılmış Bağışıklık


Doğal savunma hattını geçen etkenlere ve spesifik reaksiyonlar oluşturan zararlı maddelere karşı, direnç geliştirme özelliklerine sahip, kazanılmış bağışıklık sistemi devreye girmektedir. Bu sistem lenfositler (B ve T lenfositleri) ve bunların etkene özgü ürettikleri maddelerden (antikorlar, lenfo-kinler) oluşur. Kazanılmış/Özgül/Edinsel bağışıklık olarak da bilinen bu bağışıklık şekli, bir kere karşılaştığı mikroorganizmanın tüm yapılarını ve bunların diğerlerinde ayrılabilen yönlerini (antijenik determinantlarını-epitoplarını) kavrayarak, bir sonraki saldıraya karşı hazırlıklı olur ve bu yanı ile doğal dirençten ayrılır. Doğal bağışıklıktan üstün olan yönünü de bu özellik sağlar. Örneğin kızamık, kabakulak gibi hastalıklara karşı oluşan bağışıklık ömür boyu sürer.

Doğal Dirençte etkili Sıvısal Faktörler


A. İnterferon Nedir?


İnterferonlar (INF), mikroorganizma ile enfekte olmuş hücreler (lenfositler, makrofajlar, fibroblastlar vs) tarafından sentezlenen, düşük moleküler ağırlıklı, glikoprotein yapısında maddeler olup, enfekte olmamış hücrelerin uyarılarak önlem almalarını, uyarılmalarını hatta bu hücrelerin enfeksiyona direnmelerini sağlarlar. Alfa, beta ve gamma INF’lar olmak üzere 3 çeşidi tespit edilmiştir. INF-a ve INF-P’nın etkileri dolaylı olup, diğer hücrelere bağlanarak antiviral et­kili maddeler sentezlettirerek görev yaparlar. Interferonlar, sentezlendiği türe özgü olup, başka tür canlıda inaktiftirler. Ancak mikroorganizmaya spesifik ol­madıklarından bir çok etkene karşı immün sistemi stimüle ederek (uyararak), immünmodülatör aktivite gösterirler.

B. Komplement Sistem:


Komplement sistemi, insan ve hayvanların kan serumla­rında doğal olarak bulunan, Clq’den C9′a kadar olmak üzere 20 kadar protein yapısında, alt komponentten oluşan bir sistemdir. İmmünite için mutlak olması gereken bu sistem, 2 şekilde meydana gelir ve aktifleşir.

1. Klasik Aktivasyon: Vücuda giren mikroorganizmalara antikorların bağlanması, önemli etki olarak başlar. Komplement sisteminin Clq komponenti antikor + antijen kompleksindeki mikrop üzerine tutunur, olaya C4, C2′nin katılması C3′ünde bağlanması ile C5-C9′a kadar devam eder ve canlı hücrenin parçalanması (lizis) ile sonuçlanır.

2. Alternatif Aktivasyon: Ender olan durumlarda (bakteri endotoksinleri, slgA’lar, zimozan, hücre duvarı polisakkaridleri vs.) komplement sistem, C3′ün bağlan­masını uyarır ve buradan itibaren klasik aktivasyon yolunu izleyerek devam eder ve lizis ile sonlanır. Buna alternatif veya properdin yada by-pass aktivas­yon yolu denilir. Komplement sistem, 20 halkalı bir zincire de benzer durumdadır. Her hangi bir alt komponentin eksikliği veya bulunmaması direnç sistemenin çalışmamasına ve bağışıklıkta aksaklıklara neden olur. Genetik olarak, kom­plement eksikliği birçok hastalığın nedenidir.

C. Lizozim


Muraminidaz olarak da bilinen bu enzim, tüm vücut sekresyonlarmda (gözyaşı, tükürük vs.) ve makrofaj hücrelerinde bulunur. Lizozimin, Gram pozitif bakterilerin hücre duvarlarında bulunan PG tabakasını parçalayıcı işlevi vardır.

D. Laktoferrin (Lactoferrin)


Sütte yoğun olarak bulunan laktoferrin, patojen bakterilerin beslen­mesi sırasında, ortamdaki demiri bağlayarak üremelerine engel olur.

Kazanılmış Bağışıklık


1. Aktif Kazanılmış Bağışıklık (AKB): Konakçının immün sisteminin tanıyarak öğrendiği ve hafızasına kaydettiği bu bağışıklık şekli, ağırlıklı olarak B ve T lenfositlerinin aktivasyonlarının sonucudur. Bu nedenle, AKB'yi Humoral (Sıvı­sal) ve Sellüler (Hücresel) Bağışıklık olarak incelemek daha doğru olacaktır.

A. Humoral (Sıvısal) Bağışıklık: Mikroorganizmaların aktif uyarımı sonucunda, B hücrelerinin plasma hücrelerine dönüşmesi ve mikroorganizmanın değişik yapılarına karşı antikorların (IgG, IgA, IgM, Ig E, ve Ig D) sentezlemesi ile enfeksiyonun durdurulması ve mikroorganizmaların atılması ile il­gili kısmları kapsayan bağışıklıktır. Doğal bağışıklığın ve Sellûler bağışıklığın yardımlaşarak çalışması ile gerçekleşir. Antikorlar, sentezlenmelerine sebep olan etkenlerle ve onların toksinleriyle hem vücut içinde (in vivo) hem de vücut dışında (in vitro) reaksiyon verme yeteneğindedirler. Ayrıca, mikroor­ganizmaların opsonizasyonlarında, virusların nötralizasyonunda, komple-mentinin aktivasyonunda, allerjik reaksiyonlarda, tümör gelişmesinin ön­lenmesinde, antikorlara bağımlı infertilitede (kısırlık), transplantların atıl­masında (doku reddi) vb. birçok immünolojik olayda rol alırlar. Her tepkinin sonunda, bellek B lenfostleri oluşur.

B. Sellüler (Hücresel) Bağışıklık, Reaktif Sellüler: Değişiklikler, vücutta makrofajlar veya B lenfositleri tara­fından uyarılan, bazı durumlarda da (sitotoksik T lenfositleri) doğrudan aktif olan T lenfositleri, lenfokinler (immünmediatörler, immüntoksinler vs) üreterek immün sistemi düzenlerler ve tüm hücrelerin aktif bir şekilde çalış­masını sağlayarak vücudun enfeksiyondan kurtulmasını sağlarlar. Yardımcı T (CD + , T4) lenfositleri karşılaştığı antijenleri, duruma göre B- lenfositleri­ne, sitotoksik T (CD8, T8) lenfositlerine, makrofajlara, K (killer) ve NK hüc­relerine dağıtarak işlemelerini sağlar. Baskılayıcı T lenfositleri ise, immün tepkinin dozunu ayarlar ve reaksiyona son verir. Her tepkinin sonunda bellek T lenfostleri oluşur.

C. Null Lenfositleri, Lenfosit Nedir: Vücutta B ve T lenfositlerinden başka lenfosit çeşidi Null lenfositleridir. Tüm lenfositler içinde oranı % 1 civarındadır. K ve NK hücrelerinin bu lenfositlerini uyarımlar sonucunda farklılaşmış/diferensiye olmuş şekilleri olduğu düşünülmektedir. Özellikle antikorlara bağımlı hücresel sitotoksisitede ve kanser immünitesinde bu hücrelerin önemli rolleri bulunmaktadır.

2. Pasif Kazanılmış Bağışıklık: Pasif bağışıklık anneden plasenta veya süt ile alınan antikorlarla, hücrelerle (doğal KPB) olabildiği gibi tetanoz ve kuduz antiserumları, yılan, akrep antitoksinleri ile Rh uyuşmazlığı sonucu düşükleri önlemek için uygulanan anti-D antiserumları gibi durumlarda, direk tedavi için enjeksi­yonla da (yapay KPB) kazanılabilir. Gamaglobulin veya hiperimmün serum uygulamaları yapay KPB kapsamındadır. Pasif bağışıklık, alınan antikorların mik­tarı ve biyolojik yarılanma ömürleri ile ilgili olarak kısa süreli bağışıklık sağlarlar.

3. Mukoza! (Lokal) Bağışıklık: Vücudun mukozalarında (ağız, bağırsaklar, göz, ürogenital sistem) gerçekleşen savunma sistemleri ve bu sistemlerin tepkileri, lokal/mukozal bağışıklık içerisinde gözlemlenir. İmmün sistem, kendinden olanı (şelf antijenleri), kendinden olmayan (non-self) anti­jenlerden ayırt etmeyi, fötal dönemde öğrenir. Böylelikle kendi antijenlerine (MHC-büyük doku uyuşum antijenleri) immün tolerans gösterir. Bu tolerans (hoşgörü sınırı), sağ­lıklı canlılarda, ileri yaşlara kadar sürer. Kimi organlarda zamanla oluşan atrofiler ve yaşlanmayla gelişen bazı hastalıklar/kazalar ve bunlara müdahaleler, otoimmün tepki­lerin (otoimmünite) ortaya çıkmasını koşullar.

Ağız yoluyla alınan, vücuda yabancı bir çok gıda maddesine (besin, ilaç, vs) karşı ağızda ve özefagusta bazı yerel tepkiler oluşabilecektir. Midedeki HC1 havuzundan geçen bu besinler, öncelikle antijenik yapılarında değişikler oluşmaktadır. Besinlerle alınan maddelerin % 0.002’sinden daha azı orijinal antijenik yapısı ile kalmakta ve emilmektedir. Besinlerin, ağızda başlayan parçalanma işi, mide ve bağırsaklarda enzimatik ve mikrobiyel fermentasyona tabi tutularak sürer. Bağırsaklardaki villuslarda mukozal bir çok immün tepkileşim de gerçekleşmektedir. Besinlerden canlı için anormal derecede immün tepki oluşturanları genellikle ishal, lokal alerji gibi olay­larla ya kısa sürede atılmakta veya emilenlere karşı düzenli tepkiler devam ederek genel alerji oluşumlarına sebep olmaktadır.

Antikor Sentezi


Bir canlı, antijen özelliği gösteren bir madde ile ilk kez karşılaşıp, makrofajların ve do­ğal bağışıklık maddelerinin yardımıyla işlenerek B lenfositlerine sunulduğunda, fötal dönemde kuşlardaki Fabricius (memelilerde kemik iliği) tan geçerek olgunlaşan ve milyonlarca farklı antijene reaksiyon verebilecek çeşitlilikte, B hücrelerinden en uy­gun biri ile temasa geçerek uyarılmasına, proliferasyon ve diferensiasyon sonucunda plasma hücrelerine dönüşmelerine neden olur. Plasma hücreleri, bu antijene karşı spesi­fik antikorlar (1. uyarımda IgM) üretir. Bellek, B hücreleri ile antijenin özelliklerini hafızalarına alırlar ve kaydederler. Buna klonal seleksiyon denir. Burnet tarafından teori halinde açıklandığın­dan Burnet’in Klonal Seleksiyon Teorisi adı ile anılmaktadır. Monoklonal antikorla­rın üretilmesinden sonra. bu teori doğrulanmış ve antikor sentezi için tek açıklayıcı yol olarak kalmıştır. Aynı canlı bir süre sonra aynı antijenle tekrar karşılaşırsa, bu sefer daha hızlı biçimde antikor (Ig G) sentezleyecektir. Bu nedenle, bazı (inaktif) aşılar 2 veya daha fazla yapılarak, daha iyi bağışıklık sağlanır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder